26 Ocak 2012 Perşembe

... (5)

İmkansızlık diyorum nedir. Açıyorum sözlüğü "olanaksız" yazıyor, "abicim doğru düzgün açıklasana" diyorum kızarak. Olanağı olmayan, olma ihtimali bulunmayan...

Gerçekten bir ihtimal yok muydu yoksa ben mi çok kestirip attım bu durumu. Acaba gerçekten imkanı yaratan kendi midir insanın. Ben bu düşünceler içinde kalp kırdım diye eziyet ederken kendime. Sonra darbe oluyor sözcüklerime aniden. Unutulmaya çalışmanın acısı mı? Yoksa acıtmanın verdiği zevk mi? Fark ediyorum düşünmeyenden bile değersiz kaldığımı, dürüst olduğum zaman oyunlara alınmadığımı, sevdiğim zaman basit kaldığımı, konuştuğum zaman yalan sanıldığını, dinlediğim zaman saygısızlıkla suçlandığımı...

Artık sıradan olsun yaşamım, usulca sessizce olsun işte. Bu da deliliğin işareti mi diyeceksin bana, bu da çok bilmişliğin, kendini beğenmişliğin. Öyle olsa üzülmezdim diye düşünüyorum, üzülmeye alışsam da aklımdan çıkarmaya alışamayarak. Ben bile sıkılıyorum artık sıkkınlığımdan. Anlatmaktan yorulduğum gibi. "Bir deve asla bir deve değilmiş" diyorum yıllardır kendime.. Bunu bil, konu bu!

Bu hikayenin neresindeydi sevda, neresinden tutup çıkaracaktım göklere içimizdekini. Başını kaldır gökyüzüne bak dediğimde yalan değildi. Bakacaksın ki güneşe selam verebilesin, bakacaksın ki nefes alabilesin. Bunca zamandır yazıyorum sana, artık daha samimi olabilir diye düşünüyorum. Hep ben geliyorum ben anlatıyorum.

Çok bunalıyorum bu aralar, bu sefer çok yorgunum. Bugün sen gelsen?