Savaşmayı iyi biliyordum, hep savaşarak açtığım ve kapattığım yaralar vardı. Bu sefer savunmayı mı öğrenmem gerekirdi yoksa korkmadan üzerine gitmeyi mi? Tek bir savaşçım bile kalmamıştı ordularımdan geride. Ordularımda hiç olmadı desem yalan değildi. Ama savunmam gereken bu kadar zor biriyle karşı karşıyayken kendimi bu kadar çıplak hissetmemiştim hiç. Sanırım doğru olan kelime buydu, savunmayacak değildim ama hep içimde hissetmek istediğim savunmasızlığımı kullanacak kadar zevk veriyordu bana. Saçmaladım değil mi yine? Adını vermeden, ne olduğundan bahsetmeden saçmaladım tekrar… Bu sefer bende bu denli hazırdım düşündüklerimi yapmaya. Adını bilmeden, ne olduğunu sormadan, hiç bir şey duymak ve düşünmek istemeden adım atacaktım. Düşecek olsam da atacaktım. Onu zevkli kılanda bu olsa gerek.
…
Hani insan bazen hep alıştığı yolda yürürken fark eder neden orada yürüdüğünü belki de onlarca kez geçmesine rağmen hiç düşünmemiştir nedenlerini. İnsan alıştığı eli tutmak ister işte aynı sebepten ötürü. Ve insan alıştığı barda içmek ister her zaman. Ama alışkanlıklarını yeniden edinmesi gereken durumlar söz konusu olur. Bazen bir iş, bir konuşma, bir çağrı, bir mecburiyet, bir davet… Bazen de sadece ”o” insanı görme isteği… Yani bir şeyler hissetmek sadece kendi kendine. Ama yetmez daha fazlasını ister. İşte alışkanlıklar bu noktada değişir. Çünkü daha fazlası için daha fazla alışkanlıklarını terk eder.
Bu tıpkı aşık olmak gibi. Aşık olduktan sonra acı çekmek. Asla karşılaşmayacağını bile bile her gün onunla yaşadığı yerleri gezmek istemek. Anlamlar tüketmek, ağlamak, zırlamak, sap gibi sokakta gezmenin adı aşkı kendi içinde yaşamak işte. Öyle yaptım tüm renklerimi değiştirmeye hazırlanırken. Aslında bir şeyleri değiştirmeye hazır olup bahane bulamamıştım sanırım ben, bahanem artık hazırdı. Evet, doğru isim oldu bence, pek yakıştı. Onun adı “bahane” olmalı! Kendimle çelişkiye düşebileceğim tüm kelimelerimi barın tuvaletinde çöpe attım, tek başıma güldüm ve gözlerime bakarak yanımda her zaman olmasını istediğim o birkaç kişi varmış gibi, rahatça konuştum. Her zamanki gibi 6. Hislerim isteklerime ulaşacağımı söylüyordu. Bu kesindi zaten aklımda bir kere bile geçirmem yeterdi, hep olurdu bu gibi durumlarda cevaplarım. Bir sonraki adımı nereye atacağını bilemeden yürümek gibiydi benim için. Heyecanlı yani. Yıllardan sonra ilk defa masum ama heyecanlı. Ne varsa içimdeki kusmuştum, tuttuğum yabancı parmakların önünde. Şimdi huzursuzluğum yok gibiydi, kafam yok gibiydi hatta dünyada pek yok gibiydi. İşten kaytarmaya çalışan küçük çocuk ben her zamanki. En önemlisi gülüyorum ama daha gülme bitmeden neye güldüğümü unutuyorum. Saçmalıyorum. Zevk veriyor, olmasa da olur atlatıyorum karanlığımı. Nefret ederim ama mavi bile güzel geliyor. Son 6 ayımı hatırlamıyorum. Öncesini de silmeye hazırım. Ama kararsızım, yolsuzum, çözümsüzüm, hedefsizim. Sanırım kendimi ararken ben kendimi tekrar kaybetmekten korkup kaybolmuşum. Buluyorum şimdi duygularımı. Tekrar keşfe çıkıyorum dünyamda. Hala bazen anlamasam da inanıyorum. Doğru ya da yanlış olduğuna, geçici ya da kalıcı olduğuna değil. Sadece bana iyi geleceğine inanmak bu. Alıştırmıyorum, bu sefer bağlamıyorum kabloları birbirine. Rahatlamaya çalışıyorum. Sonra gözlerim yavaş yavaş kapanmaya başlıyor. Uykum geliyor, tren geliyor, harekete başlıyorum, istasyonlar geçiyorum.
Durmuyorum!
25.11.2009
yetmedi
10 yıl önce
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder